Yayında Olan Eserlerim

22 Kasım 2017 Çarşamba

Bir Çanta dolusu Parayı Hediye Eden Adam, Ali Coşkun


Bir Çanta Dolusu Parayı Hediye Eden Adam
Onu ilk kez Almanya’nın Osnabrück şehrinde bir otobüs durağında elindeki Hürriyet gazetesini okurken görmüştüm. Ne temiz bir yüzü var diye bir duygu geçti içimden. Bir süre sonra tanıştığımızda ilk duygularımın ne ölçüde yerinde olduğunu anladım.
Sanki başka çağda başka topraklarda yaşıyordu. 1987 yılı ekiminde has­tanede yattığı günlerde bir deyiş yazmıştı. Dünya üzerine özlemlerini dile getiren yaşam anla­yı­şını yansıtan bu deyişini bana verdi. O sıralarda hazırlamaya başladığı Ozanlar Ocağı kitabıma aldım bu deyişini. Sonra 2004 yılında kendisi bir şiir kitabı çıkardı: Destegül.
Kitabın önsözünde yaşamını şöyle anlatıyordu:
“Sivasın Hafik kazasının eski ismi Heze (Bayramtepe) köyünde 1938 Temmuz ayında dünyaya gelmişim. Annem Desdemen, yayla mevsimi, yaylada doğum yapmış. Doğumumdan üç gün önce bir gariplik yaşamış annem. Yağ toplayıcı (biz buna hakullahçı deriz) olan bir piri fani bir insan Babaannem Fatma’nın evine gelmiş.  Sırtını üç kez sıvazlayarak bir oğlun olacak ayağının altında mavi bir ben olacak adını Ali koy ve değiştirme” demiş. “
Böyle başlıyor Ali Coşkun yaşamöyküsünü anlatmaya.
Doğanşar ilkokulunu dışarıdan bi­tirip ilkokul diploması almasını, 1966 yılında köyü bırakıp gurbette ekmek aramasını, üç yıl İstanbul'da kaldıktan sonra 1971’de Almanya'ya gelip Osnabrück'te çalışmaya başlamasını öykülüyor.
Ben kendisini tanıdığımda on beş yılı aşkın süredir Osnabrück’te çalışıyordu.
Eski çağlarda, eski değer­lerle iç içeydi. Yaşamı üzerine anlatılanlar ilginçti.
Bir gün büyük Alman alışveriş merkezlerinden birine gitmişti. Giysilerin altında içi Alman Markı dolu bir çanta buldu. Çantanın ağzını ka­payıp götürdü, tezgahtar kıza teslim etti. Oysa Almanya'da bu tür teslimler, resmi tutanak­la imzalı yapılırdı. Ve bir yıl içinde, teslim edilen malın sa­hibi çıkmazsa, buluntu mal bulanın olurdu. Bir saat sonra ar­kadaşlarına durumu anlattı. Arkadaşları mağazaya vardık­larında ne tezgahtardan, ne de çantadan iz vardı. Ali Coşkun, bir diplomat çanta dolusu çalıntı parayı birisine hediye etmişti.
Buna benzer bir iki olayda da aynı saflığı yaptı. Sanki Tanrı Ali Coşkun'a oyun oynuyor, onun saflığını deniyordu. Eşi Yayla felçliydi ve ancak koltuk değneği ile yürüyebiliyordu. Hiç yüksünmeden evin bütün işlerini kendi yapıyor, temiz gülücük­lü yüzüyle çocuklarını bü­yütüyor, yaşamın zorluklarını göğüslüyordu.
Yaşamında tanıdığım en temiz insanlardan biri olarak belleğime kazındı. Hiçbir zaman ondan kopamadım. Almanya ve Avrupa’dan ayrıldıktan sonra da bağlantım sürüyordu. Sürekli arıyordum.
Önce eşinin öldüğünü öğrendim. Sonra bir gün de onun telefonu sustu. Artık yaşamıyordu. Destegül kitabının önsözünde ikinci bir kitapta yakınlarıyla ilgili anılarını yazacağını söylüyordu. O kitabını yazamadan göçüp gitmişti dünyadan.

Tanrım eğer beni benden sorarsan
Sormaya ne hacet sevdiğim varken
Türlü insanların atası birdir
Ne gerek var ayrıcalık olmaya

Düşmanlık nedir ki dostluk var iken
Kötülük nedir ki iyilik var iken
Haram yere yarar helal var iken
Ne gerek var yılan olup sokmaya

Yaratan dünyayı bahşetmemiş mi
Aslımız neslimiz adem değil mi
Yaşamanın sonu ölüm değil mi
Ne gerek var ikiliği sokmaya

Barış olsa yaşasak özgür dünyada
Aç bulunmaz sevgi varsa orada
Sevgiyi bilenler erir murada
Ne gerek var kinli kibir tutmaya

Sırtlardan atalım vebali yükü
Kendinden sorumlu herkesin dini
Hem acı hem tatlı insanın dili
Ne gerek var insanları bozmaya

Sınırlar kalksa da yok olsa yokluk
Din dil gözetmeden hep olsak birlik
Her yerde görülür şad ile şenlik

Coşkun görmez bu günleri görmeyi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder